Lale Dilligil

Picus. Mart 2004
Parçalı Aşklar

Aşkın gerçek olması için sınanması gerekiyor.
Gönül Kıvılcım. Kasaba ve Yalanlar (Öykü) ve Jilet Sinan’ın (roman) ardından üçüncü kitabı Parçalı Aşklar’ da ki öyküleriyle bir kez daha okur karşısında. Kıvılcım’la bu kitapta yer alan öyküleri ve aşk hakkında konuştuk…

Parçalı Aşklar’ da ki öyküleriniz ya aşkla hesaplaşıyor, ya geçmişle. Aşk ve geçmiş, birbirinden bağımsız olamaz mı?
Aşka yönelik en büyük tehdit, başlangıçta tasavvur edemesek de, bir gün bitebilecek olmasıdır. Bir yandan, adım adım yaklaştığımız ölümü bize unutturacak kadar güçlü bir istektir duyduğumuz. Ancak her an geçmişle karışabilecek kadar da kırılgan ve titrektir öteki için hissettiklerimiz. Hepimiz mutlu aşk vardır diye bağırmak istesek de, biliriz ki tutkumuz sonludur. Bu yüzden, aşkı şimdiki zamanda yaşarız ama hatırlayışlar üzerinden yeniden kurarız. Bir türlü bitmek bilmeyen vedalaşmalarda geçmişe gömülmüş bir anıyı canlı tutarız. Burada Proust’u anarak şöyle diyebiliriz, aşk her zaman geçmişi içinde barındırır. Çünkü o daha çok bizim içimizden kaynaklanan, gerçekliğini tahayyüllerimizden alan bir duygudur, Aşık olduğumuz insanlar pek farkında olmadan ve çağrışımlar yoluyla, geçmişi, benliğimizi şekillendiren, ilk yıllardaki imgeleri, figürleri bize hatırlatanlardır. Bu yüzden, aşkı hatırlamak, geçmişi içimize gizlediklerimiz bulup çıkarmak, acı verirci de olsa aşkı, anlaşılmaz o duyguyu, geçmişle hesaplaşarak anlamaya çalışmaktır.
Aşk, seven ve sevilenden ibaret kalamadığından mı acıdır aslında? Ya da şöyle soralım: sonuçta parçalanma aşkın doğasında mı var?
Aşkın gerçek olması için sınanması gerekiyor ve tam da bu noktada aşkı tehdit eden gölgeler ekleniyor serüvene. Zaten onlarsız hiçbir ilişki, hiçbir aşk öyküsü anlatılamıyor. Çünkü aşıkken duyduğumuz tutku biraz da aşkın güçlüğünden, üçüncü şahıslara rağmen, o gölgelere rağmen sürebiliyor olmasından kaynaklanıyor. Ayrıca, karşılaşmalarımız bunca kesintiliyken, yaşam biçimlerimiz sürekliliğe şans tanımazken aşk adını verdiğimiz o duygu da parçalı olma eğilimi taşıyor. Kabul edelim etmeyelim, günümüzde çekilmiş filmler, yazılmış kitaplar sürekli aynı saptamayı tekrarlıyor: Hepimiz yüreğimizde yanımızdakinden başka birinin resmini taşıyoruz.
Öyküler geçmişle hesaplaşmasını aşk üzerinden yapan tek ve uzun bir öykünün ayrıntıları gibi… Doğru bir saptama mı bu?
İki öyküyü bunun dışında bırakmak gerekir. Alıcısı Ulaşamayan Mektup ve Erişememek. Birincisi ahlaki olmamızı şart koşan kendi irademizden daha güçlü bir iradenin varlığını yok saydığımızda ortaya çıkacak kaotik düzenin küçük bir provası niteliğinde. İkincisi ise aşıkken nasıl birbirimize benzediğimizi anlatıyor.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın

E-mailiniz yayınlanmayacak.