Buket Öktülmüş

Radikal Kitap 02 Nisan 2004

PARÇALI AŞKLARPARÇALI AŞKLAR
Avrupa yolun sonu mu?

Gönül Kıvılcım, bir kez daha öykülerin dibinden usul usul akan konuları gündeme getirme arzusunda; aşk, kültürel karşıtlık ve aldatma Kasaba ve Yalanlar’la tanıdık onu önce. Ardından, ‘Jilet Sinan’ sökün etti. İlki bir öykü kitabıydı; ikincisiyse roman. Her ikisi de kendinden söz ettirmeyi bildi ama. Konuşuldu, tartışıldı; kendine özgü bir hale yaratıp onun içine, tam merkezine yerleşti. Şimdilerde, bir tür iç hesaplaşmanın gölgesini düşürdüğü, ‘Parçalı Aşklar’ adlı son kitabıyla sesleniyor okuruna. Bir öykü toplamı bu; ilk kitaplarda belirginleşen temaların izinin sürüldüğü… Üstelik, diğerlerinde olduğu gibi, okura ulaşma derdini de bünyesinde barındıran… Ulaşmalı da. Tartışılması gereken meseleleri var çünkü onun, yani Gönül Kıvılcım’ın… Çünkü o, bir kez daha, bazen öykülerin dibinde usul usul akan, bazen de alabildiğine yalın biçimde açıktan açığa söylediği konuları gündeme getirme arzusunda.
‘Mecburi Avrupa Yolculuğu’, ‘Parçalı Aşklar’ ve ‘Istıraplar Evi’ adlı üç bölümden oluşan kitabın ilk öyküsü, “Lüzumsuz bir yer değiştirme projesiydi şu bizim Avrupa yolculuğu. Mecburiyetten çıkılmış. İnsan nasıl bir kez dünyaya gelip bir kez ölürse, Avrupa sokaklarını da ezmeliydi ayaklarının altında, hiç olmazsa bir defa.” cümleleriyle açılan ‘Mecburi Avrupa Yolculuğu’. Bu cümleler hayli alışılmadık bir bakış açısı taşıyor, değil mi? Avrupa, zihnimize, hep özlemle anılan bir arzu nesnesi olarak yerleştiği için olmalı. Edebi metinlerde bile, evet. Bu nasıl olmuş, süreç ne zaman tamamlanmış belli değil, ama olmuş bir kez ve Avrupa, dünyamızın merkezine bir daha çıkmamak üzere yerleşivermiş.

Evet, “Avrupa dünyanın merkeziydi o zamanlar. Kim için diye soracak olursanız çaydanlığın dışbükey yüzünde karşımıza çıkacak aile için. Kahramanımız çocukluğunu böyle hatırlıyor. Dağılan görüntülerle, parlak objelerin yüzündeki deforme yansımalarla ve ailesinin kanına girmiş Avrupa tutkusuyla.” (s. 3)
Okur, daha kitabın ilk üç sayfasını çevirmeden Kıvılcım’ın neredeyse tüm meselelerine vakıf olur: Aşk ve kültürel karşıtlık, kültürel farklılıkların yarattığı çatışmalar, yabancı kültürlere hayranlık, kendi kültürüne yabancılaşma, sadece alışkanlığın bir arada tuttuğu aile bireyleri, aldatma… Evet, okur bu meselelerle öylesine derinden bir ilişki kurar ki, anlatmak bu mütevazi yazının sınırlarını zorlar… İlle de kitap okunmalıdır. Hem zaten Gönül Kıvılcım da sıkı bir yazardır. Meseleleri sizi ilgilendirmese dahi iyi bir kitap okumuş olmanın hazzını yaşarsınız.
Avrupa macerası bitti mi?
İlk bölümün son hikâyesi ‘Büyük Avrupa Turu’, bir anlamda ‘Mecburi Avrupa Yolculuğu’nun devamı gibi kurulmuş olup çemberi tamamlar: “Avrupa macerası bitti sanıyorsunuz herhalde. Nerde!… Avrupa gerçeğini arayan ailenin macerası anlatılmadan nokta konulamaz.” Yani, “Avrupa patentli göklerin altında helak olduğumuz günlerin hikâyesi” anlatılmadan. “Kendi benzerlerimizden, kendi gerçekliğimizden ve geçmişimizden kaça kaça yaşadığımız günlerdi. Kavrukluğumuzun oralarda sakil kaçacağını, bozkırın yalınlığına uyum sağlamış neslimizin gurbette tükenebileceğini hesaplamadan konacak Avrupa markalı tünekler arıyorduk. Bu dalın, şarkın ağır kokularını sürünmüş, dölünün yarısını çöllerde yitirmiş, kaybolmadan yolculuğun tadını alamayan, her tüyü kahrın bin bir cengine batırılmış çıkarılmış biz Doğulu kuşları tartmayacağını umursamadan.”
Gönül Kıvılcım, yabancı kültürlere duyulan hayranlıkla başı dönen kişi, aile ve uluslarla kültürel karşıtlıkların yarattığı (dayattığı mı demeliydim) sorunlara bakmayı sürdürüyor. Kültürel karşıtlıklarsa karşılaşmalarla ele alınıyor hep. Karşılaşma, ‘yaratma cesareti’nin de temeli olan çok önemli bir felsefi kavram aslında. Gönül Kıvılcım’ın kitabıysa, bir kurgu aracılığıyla da olsa, bu dersi öğrenmek isteyenler için tam… Gerçek karşılaşmanın esere dönüştüğü, eksik karşılaşmanınsa bireysel potansiyelin tam anlamıyla kullanılmadığının göstergesi olduğu düşünülürse hele…
Yazar, kadın-erkek ilişkilerini, tüm yönleriyle aşkı, evliliği, özellikle alışkanlığa dönen evliliğin taraflar üstündeki tahribatını anlatmayı da ihmal etmiyor elbette. Son olarak kitabın adını aşkla birlikte oluşturan parçalanma üstünde duralım. Aşk, yazarın didiklemekten hoşlandığı bir tema. Didiklemek, evet. Bu söz boşuna kullanılmadı. Gönül Kıvılcım’ın yaptığı tam da bu çünkü. Nasıl yaptığını anlamaksa sizlere, siz okurlara kalmış.

Henüz Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın

E-mailiniz yayınlanmayacak.