Perdeler ve Gizledikleri

Temiz ailelerin temiz perdeleri. Düşünmeden çekiliveren. Ailelerin düşünmeden çıktıkları seyahatler, güneşli her pazar günü farz olan Boğaz gezmeleri, yerli yersiz davet ettikleri misafirler gibi. Can sıkıntısını geçirmek için… Perdeler, ailelerin sırrını tutan. Aile olmanın sırrına vakıf. İçerideki ihanetleri,  münakaşaları, hatta cinayetleri gizleyen… Bir bahar temizliğiyle yorgunluğunu atıveren.

Perdelerin hafızası olsaydı! Adli tıp raporları, sosyolojik çalışmalar gibi açıp açıp okuyabilseydik. Aile geçimsizliklerini, cinayetleri çözmek, boşanma davalarında tanıklıklıklarını istemek üzere perdelere başvurabilseydik… Adana’da, kardeşinin imam nikahlı eşiyle yasak aşk yaşadığı iddiaları üzerine kendini ve yengesini öldüren sekiz çocuk babası C.K.’nın hiçbir perdenin ardına gizleyemediği trajedisi var gazetelerde. Söz konusu yakınlaşma C.K.’nın kardeşi askerdeyken gerçekleşmiş. Öldürülen on altı yaşındaki gelin, trajedinin iki yıl öncesinden, gelinlik fotoğrafından gülümsüyor bizlere. Böyle güpgüzel bir yüzün hak ettiği aşkı, perdelerin suç ortaklığıyla gelişen ilişkiyi hayal etmeye çalışıyorum.

Karanlık kavuşuyor. Diyelim ki perdelerinizi çekmediniz, dünyayla bağlarınızı koparan şu kumaşları kendi haline bıraktınız. Dışarısıyla aranıza duvarların ötesinde bir de perdeleri sokmak ruhunuzu sıkıyor. Gecenin karanlığına her an dalabilmek, uzaktan uzağa yıldızlarla laflaşmak istiyorsunuz. Üstelik Cihangir, Teşvikiye gibi sokakların dar ve mesafelerin voyörlüğe kışkırtıcı olduğu mahallelerdesiniz. Ne olur perdeleriniz açık kalsa? Evde kırmızı paletli tuvaletlerle dolaşmıyor, Tennessee Williams’ın geçkin kadın kahramanı Miss Stone’a özenip her gece genç erkeklerle gönül eğlendirmiyor, kaynağı meçhul servetinizle kokain partileri düzenlemiyorsanız komşularınız sıkılacaktır sizin yerinize. Bacağınızı uzatıp kitabınızı okuduğunuz koltuğun rengini, salatanızı kaşıkladığınız porselenin kalitesini, arada bir ziyaretinize gelen kadın arkadaşınızın gardırobunu ezberleyeceklerdir alt tarafı. Hem onlar perdelerini sıkı sıkı kapamışlar zaten. Neleri mi kaçırıyorlar gözlerden? Pencerelerin ardında “bir temizlik cennetinin, pisliklerden arınmış bir küçük burjuva cennetinin oturduğu”nu; “düzenin, küçük alışkanlıkların ve ödevlerine kendini titiz-dokunaklı bir adayışın oluşturduğu bir cennet”in.*

Perdeler, katlamalı fırfırlı büzgülü… Ailelerin çürük temellerini perdeleyen. Acı fazla geldiğinde çekiliveren. Çocukluktan kalma kapkara deliklerin, bellekteki kopuklukların dibini kurcaladığımızda karşılaşacağımız sessizliklerin dokusu ne türden olacaktır dersiniz?

Keten, kadife terilen perdeler. Evlerdeki sosyal dengesizlikleri görünmez kılan. Hangi evde kaç kasa altın saklandığının, hangisinde çocukların muz yiyemediğinin üstünü her keseye uygun münasip bir kumaşla örten. Sosyal patlamaların geciktirilişi ile pencereleri sabah akşam gölgeleyen tül perdeler, güneşlikler arasında hiç mi ilinti yoktur acaba? Refahlı Beyoğlu Belediyesi’nin içki içilen mekanları perdelerle sıkı markaja almak isteyen teşebbüsünü hatırlayalım.

Perdelerin arkasındaki aileler dışarıda kalanlar için bir varsayımlar gezegenidir. Oradakilerin mutlu, yalnız, bedbaht, neşeli, sıradan olduğunu, şu saatte çocuklarının ev ödeviyle uğraştıklarını bu saatte pembe dizi seyrettiklerini, ikindi vakti çocukların ağzına ev yapımı kek lokmaları tıkıştırıldığını, maç oldu mu maile ekran başına geçildiğini varsayarız. Tül perdelerle korunan bir gezegendir söz konusu olan.

Evlerinde perdesiz idare edebilenler ise Wong Kar-Wai’ın o güzel filmi, Mutlu Beraberlik’te (Happy Together) anlattığı gibi her beraberliğin ya da her evin az çok birbirine benzediğini, her ilişkinin bir çıkmaz olduğunu ve bunu hiçbir perdenin gizleyemeyeceğini kabullenmiş olanlardır. Eşcinsel bir birlikteliği anlatır Wong Kar-Wai Mutlu Beraberlik’te. Biri kıskanır, diğeri ipleri elinde tutar; biri zayıftır diğeri güçlü; biri bekleyendir diğeri bekleten. Trajediler ve Mutluluklar en temelinde birbirinin benzeri, hatta kopyasıdır. Evler gibi.

Perdeleri toplumların modernleşme, yalnızlaşma seviyesinin göstergesi olarak da okuyabilir miyiz? Nüfusun nispeten küçük olduğu, geleneksel yaşam tarzının sürüp gittiği yerleşim birimlerindeki evler o kadar dip dibedir ki, “tüh limon bitmiş” deseniz iyiliksever komşunuzun kolu uzanır içeriye. Başka türlüsü düşünülemez avuç içi kadar yerlerde, ışıklar yandı mı evlerin içleri saklanır. Ama ölçek büyüdükçe, kim kime dum duma yaşanan yerlere gelindikçe merak yüzdesi kırpıldığı, evlerin arasına koca koca caddeler girdiği için pencerelere biçilen keten, kadife kumaşlar da önemsizleşmeye başlar. Tiyatro sahnelerindeki hantal kadife perdelerin yok oluşu gibi evrime uğrar pencerelerin dekoru. Yapayalnız bir metropollü havanın kararmaya yüz tuttuğu, ahenkli ahenkli çalıştığı bir sırada perdeleri çekiştirmeye teşebbüs etmese de olur. Diktirdiği metre metre, çiçekli çizgili kumaşlar dekoratiftir daha ziyade… Yalnızlığını karşı cephelerden paylaşmaya meraklı bir komşusu yoktur nasılsa.

Ama gene de, çoğumuz gece indi mi çekecektir perdelerini. Düşünmeden. Tıpkı yaşamın kendisi gibi. Yine de yaşıyoruz çünkü. Her şeye rağmen…

*Hesse. Bozkırkurdu, Afa 1997, s.17

9 Haziran 2002’de Radikal 2’de yayımlanmıştır.

 

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.