Heinrich Böll, Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru*

Heinrich Böll, yaşarken dik durabilmek için çok hayati bir noktanın altını, incecik romanıyla gayet kalın kalın çizer. Utanmak gerekir, tanık olduğumuz insanlık ayıplarından utanmak. Katlettikleri Yahudilerin ayakkabılarını toprağın altına gömüp, yıllarca sonra, kendi yüzkaralarını oradan, yerin altından kazıp çıkaran Almanların yaptığı gibi, utancı saklandığı yerden bulup çıkarmak.

İnsanın tanıklık ettikleri. Göz önünde, güpegündüz veya bir akşam yemeği sonrası evlerinden, okuldan, işten alınıp toplama kamplarına gönderilenler. Gözümüzün önünde yıkılan, boşaltılan, yakılan köyler; kendileri, ataları, ecdadı onlarca yıldır o köylerde yaşayan insanların onuru, umutları, acısı hiçe sayılan, hiçleştirilen bir halk.
İnsanın göz yumdukları. İçine sindirebildikleri. Kendi insanlığını kaybetme pahasına. Kendi onurunu.

Geçmişin suçlarını anlamayı, bu suçların işlenmesine zemin hazırlayan sistemi, otoriteyi, tahakkümü sonuna kadar eleştirmeyi kendine şiar edinen Böll, 1972’de Nobel ödülü aldıktan sonra yazdığı “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru”nda, sistemin çarkında linç edilen bir kadını anlatır. Herkes işini yapıyormuş gibi görünür. Ama bir kurban vardır, gaddar bir sistem ve insanın unutulan onuru.

Basbayağı linçtir tanık olduğumuz, bir kadının linci, her anlamda köşeye sıkıştırılan, hayatında gerçek anlamda hiç tatile çıkmamış, erkeklerden kaçtığı için dostlarının “rahibe” adını taktığı Katharina Blum’un taciz edilişi ve bir “katile” dönüşümü. Blorna ailesinin yanında ev işlerine bakan Katharina’nın değişimi.

İnsan onurunun ayaklar altında çiğnendiği çağımızda tekrar tekrar okunabilecek bir başyapıttır kitap. Fonda Almanya vardır ama bütün dünyada, hedefin insan mutluluğu değil, para kazanmak, daha çok kazanmak, amaçsızca kazanmak, ün kazanmak, başkalarını hiçe sayarak işini yapmak olduğu her yerde yaşanabilirdi dedirten tek tek olaylarla dolup taşar kitap. Saptırılan gazete haberleri. Dille taciz, sırnaşan erkekler, sırnaşan polis memurları, meraklı gözler, meraklı komşular, erkekten daha insafsız, infaza, diğerlerinden farklı kadınları infaza hemen hazır kadınlar ve otorite. Heinrich Böll’ün yapıtlarında didişmeyi hiç elden bırakmadığı otorite; dilin, medyanın gücünü kullanarak sağlamlaştırılan otorite.

Küçük bir olay, Almanya’da karnaval sırasında yaşanan bir gönül ilişkisidir, tırmanan olayların, sonrasında işlenecek cinayetlerin sebebi. Hayatı boyunca çok “sefih” bulduğu için diskoteklerden kaçan Katharina Blum’un, emniyet güçlerince aranan bir haydudun kollarının arasında ne aradığını sorar medya ısrarla. Polis de aynı hikayenin peşine düşmüştür, Götten adındaki bu adamın Blum’un evinde ne aradığını, Blum’un özel hayatını, normalden sapmalarını, sözgelimi akşamları evinde sıkıntıdan ölme yerine arabasına atlayıp nereye gideceğini bilmeden araba sürüşünü didik didik ederler. Yıllar boyunca günde neden şu kadar değil de bu kadar kilometre yaptığının hesabını verirken bulur Katharina Blum kendini.

Kadınlar nereye gideceğini bilmelidir toplumun düzen bekçilerine göre. Nereye gideceğini bilmeyen kadınlar yanlış yollara girer, “yanlış yola” düşerler. Yavaş yavaş karnavalın absürd atmosferi kitabın geneline yayılır. Dramatik gerilim sorgulamalarla tırmanadursun, Kölnlü yazar, şehirde her kış tekrarlanan karnaval geleneğini, Kasımdan itibaren bütün kışa yayılan bu eğlence dönemini, aralara karnaval için kullanılan şeyh kıyafetleri ve danslı eğlencelerle serpiştirir.

Bir insanın onurunun hiçe sayılışının evrensel hikayesidir okuduğumuz. Katharina Blum’un katil edilişinin öyküsü. Boşanmış bir kadının. Babası maden işçisiyken savaşta akciğerlerinden aldığı yara sonucu ölen bir kadının. Annesi alkolik bir kadının. “Sırf evinin berbat atmosferinden kurtulabilmek için” erken yaşta evlenir Blum. Hayatı iç açıcı değildir. Dışarısı da öyle.

Alman toplumunun baskıcı yüzünü, faşizmi, sadece ataerkil toplumu değil, erkek egemenliğinin ötesinde, toplumun ataerkil yanıyla özdeşleştirilebilecek tüm mekanizmalarını, bütün bir sistemi eleştirir Böll, 68 kuşağını sarsan bu önemli kitapta. GAZETE adlı günlük gazetede Katharina Blum lime lime edilir, kurban edilir. Almanya’nın en meşhur bulvar gazetesi Bild gazetesinin ve bu gazetenin güttüğü insan avının giderek daha şiddetle eleştirildiği, Springer yayınevine karşı öğrenci hareketlerinin yayıldığı bir zamandır Böll’ün romanı yazdığı dönem. Göndermeler gayet sarihtir. Kitabın uyandırdığı yankılar da saldırdığı bu büyük medya gücüyle aynı oranda büyüktür.

Yine de yaşadığı deneyimlerden hayret edici bir biçimde güçlenerek çıkar Katharina Blum. Götten yüzünden sorgulanırken inatçılığı, sivri dilliliği elden bırakmaz örneğin. Verdiği ifadede, danslı toplantıda bazı erkeklerin kendisine sırnaştığını belirttiği halde bu ifade tutanağa “sevecen davranışlar” olarak geçirilince itiraz eder, sevecenliğin iki taraflı, sırnaşmanın ise tek taraflı olduğunu ve bu toplantılarda sonuncusunun yapıldığını belirtir.
Romandaki takma adıyla Gazete’de daha başlıkta kendini gösteren saldırgan üslup (Haydudun sevgilisi erkek ziyaretçileri hakkında bilgi vermekten kaçınıyor) haberin tümünde, genç kadını suç işleyebilecek bir tip olarak işaret ederek, verilen beyanları kadının aleyhinde saptırarak devam eder. Cinayet yaklaşmaktadır.

Kendi geçmişimiz, geride kalan anılar da öyle. Okurken, unuttuğumuz, unutamadığımız, unutmak istediğimiz anılar geri gelir. Sokakta, merdiven aralığında, kumsalda, caddelerde, gece eve dönerken, güpegündüz yaşadığımız tacizler. Gazetelerin kurban seçtiği isimler. Yargısız infazlar. Şiddet, hayatımızdaki şiddet. Eksik yazılmış şiddet.
Küçücük bir parantez. Hayatımın üstüne gölgesi düşen anlardan sadece biri. Kırbaç. Dilin kırbacı. Bu sefer uzaktaki köylere değil kendi hayatımın üzerine iniyor. Katharina Blum’un kitapta yaşadığı dilsel tacizi biz kadınlar olarak defalarca yaşadık ve yaşıyoruz bu coğrafyada.

1980’li yıllar. İstanbul’da üniversiteye devam etmekteyim, ailemden ayrı yaşıyorum ve henüz yaşıtlarım baba evinden evlenerek, üstelik bakire olarak ayrıldığı için seçtiğim yolun her türlü sancısını çekiyorum. Gene benim gibi Boğaziçi Üniversitesi’ne giden kız arkadaşımla Avrupa yakasında, bir kadın jinekologun muayenehaneden kiralık eve dönüştürülen dairesinde oturuyoruz ve eve erkek ziyaretçi gelmesi o güne kadar hiç evlenmemiş, namus bekçimiz konumundaki ev sahibemiz tarafından yasaklı. Kuşkusuz, yasağı deliyor, alttan bir karış kısa perdeleri örtebildiğimiz kadar örterek, erkek arkadaşlarımızı, yemeğe, sohbete davet ediyoruz. Giriş katındayız. Etraf casus kaynıyor. Konserve pilakileri açıyor, akşam yemeğini hazırlıyoruz. Çok geçmeden, haber hemen yanı başımızda, karşı apartmanda yaşayan ev sahibemize ulaşıyor. Elinde maalesef evimize ait ikinci bir anahtarla dolaşan bu doktor hanım daireye baskın düzenliyor. Açılmış konserve kutularından, masanın düzeninden misafirlerimizin olduğu aşikâr. Aynı dakikalarda erkek arkadaşlarımız utanç içinde arka odada saklanıyor.

Ev sahibemizin mahremiyet tanımayan ve ergen iki kadının evine baskın düzenlemekte beis görmeyen kendini bilmezliği bu kadarla da bitmiyor. Bizi evine çağırıp adlı adınca küfrediyor. Yüzümüze tokat gibi inen bir cümleyle dili tutulmuş üniversiteli iki kızız.

Böll’ün hikayesine dönersek, Katharina Blum’un sorgulanışını anlattığı ilk sayfalarda sorulup sorulmadığı tartışmalı bir soruyu gündeme getirir yazar kitapta. Müfettiş Beizmenne, Katharina Blum’un evinde bir gece geçiren haydutla genç kadın arasındaki ilişkinin yakınlığını bilmek istemektedir ve dil hudutsuzlaşır: “Seni s… mi?”
Gülümsüyorum. Acı bir gülüş bu. İçime oturan, hiç unutamayacağım o cümle çınlıyor kulaklarımda. Ev sahibemin cümlesi: “Kendinizi s…….tirdiniz mi?” Katharina, benim yerime, hepimizin yerine, kıpkırmızı olarak doğru cevabı veriyor: Hayır, ben böyle adlandırmıyorum.

Edebiyat bunun için vardır, roman bunun için vardır. Kundera’nın ifadesiyle “yaşamın dünyasını’ sürekli bir ışık altında tutmak, bizi “varlığın unutulmasına karşı korumak” ve eklemek gerekirse yaşamı anlamlandırmak için. Kendi deneyimlerimizin, başkalarının deneyimlerinin, ifade edemediklerimizin, acılarımızın, kalbimizi ağırlaştıran acıların karşılığını bulduğumuz için değerlidir bazı kitaplar. Böll’ün unutulmaz kitabı “Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru” işte böyle ışıklı ve güncelliğini hiç yitirmeyen romanlardan.

*Amargi, 2008 Aralık sayısında basılmıştır.

No Comments Yet

Leave a Reply

Your email address will not be published.